SÖYLENMEYENİ İŞİTMEK

Sürekli olarak herkesin herkese bir şeyler söylediği, çoğu insanın bunları dinlemediği veya dinlese de işitmediği bir dünyada yaşıyoruz.

Bir Bahai tapınağında şöyle bir yazı okumuştum:

Teknolojideki tüm iletişim olanaklarının gelişimine rağmen insanlar bugün eskisinden çok daha yalnız.

Aynı şekilde yaşamımızda çok şeye bakıyoruz ama pek az şey görüyoruz.

Ülkemize bakıyorum, tüm sesleri işitmeye çalışıyorum ve görüyorum ki hepimiz belirli görüşlerde, kamplarda, kültürlerde yaşıyoruz.

Hep biz ve diğerleri var.

Kader Bağlayınca diye bir film vardı, Sidney Poitier ve Tony Curtis birbirine kelepçeyle bağlı iki mahkumu canlandırıyorlardı. Bir zenci ve Bir Beyaz olarak kelepçelerinden dolayı kaçış sırasında bir çok şeyi uzlaşarak ve birlikte yapıyorlardı. Filmin sonunda kelepçeden kurtulmalarına rağmen birlikte hareket etmeye devam etmişlerdi. Çünkü birlikte daha güçlü olduklarını fark etmişlerdi.

Hepimizin yaşamında kelepçeler var ve onlar bizi zorla birilerine ve bir şeylere bağlıyor. Ama gerçekte hepimiz hem ülkeler olarak hem de insanlık olarak birbirimize karşılıklı bağımlıyız.

Kelepçelere rağmen bizden farklı olan insanları işitebilsek acaba neler mümkün olurdu?

Söylenen şeylerin gürültüsünün ardındaki söylenmiyenleri işitsek nasıl bir dünyada yaşardık?

Bugün yazımı Gene Jung üstattan bir söz ile bitirmek istiyorum:

Görüşünüz ancak yüreğinize baktığınızda berraklaşır… Dışa bakan düş görür. İçe bakan uyanır.

İyi bir hafta sonu diliyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir