BAŞKA BİR ÜLKEDE YAŞAMAK

Çocukken başka ülkelere gidebilsem oralarda her şeyin doğru olduğunu, düzgün yürüdüğünü, her çeşit ürünün var olduğunu sanırdım. 1969 yılında ailemle yaptığım ilk yurt dışı seyahatimde bunun doğru olmadığını ve her ülkede yaşananın artıları ve eksileri olduğunu öğrendim.

Şu an Amerika’dan kendi ülkemde olup biteni hem şaşkınlık hem de endişe ile izliyorum. Bir çok insan bana Türk parasına ne olduğunu sordu, anlayabildiğimiz kadarıyla anlattım, sonra dolardaki büyük düşüş geldi, şimdi henüz soran olmadı ama sorarlarsa ne diyeceğimi de bilmiyorum.

Amerikan rüyasının kalbi Amerika’da da işler iyi gitmiyor, enflasyon var, covid varyantları artıyor, aşı olmak istemeyen bir çok insan var, en zengin bölgelerde bile korkunç bir fakirlik ile yan yana yaşıyorsunuz. Son iki yılda fiyatlar cidden artmış, hizmet kalitesi çok düşmüş, kısacası buraya da yerleşmek hem zor hem de cennetin garantisi değil.

Ama bir çok güzel şey de var, yukarıdaki fotoğrafta küçük bir kitap değiştirme kütüphanesi görüyorsunuz, insanlar bu sokak kitaplıklarına okudukları kitapları bırakıp istedikleri kitapları alıyorlar, bizim ülkemizde de benzer bazı girişimler olduğunu biliyorum.

Bu girişim bana bir ilham verdi, acaba bu kütüphane kavramını biz daha da geliştirebilir miyiz?

Herkes kendi yaşadığı bölgede kendi becerileri ile çevresine bir gönüllü hizmet sunsa ve karşılığında başka bir hizmet alsa… Örneğin ben yeni Apple bilgisayarımın ayarları için yardıma ihtiyaç duyuyorum. Karşılığında olmasa bile ihtiyaç duyan öğrencilere kendi becerilerim olan koçluk ve mentorluk sunabilirim.

Bu hizmet alışverişini örgütleyecek birilerine ihtiyaç var. Üstelik bu sadece alışveriş değil toplumun bireyleri arasında yepyeni diyaloglar ve farkındalık yaratmak için ciddi bir fırsat olur.

Bir arkadaşım bana sordu, o zaman neden Amerika’ya yerleşmiyorsun, onlar daha örgütlü, daha yaratıcılığa açıklar. Doğru ama ben bu sorunun cevabını burada gördüğüm bir Türkiye tanıtım filminde bulmuştum. Karaköy’den Kadıköy’e giden vapurun yanında martılar uçuşuyordu, arkada Münir Nurettin Selçuk bey “Kalamış” şarkısını söylerken duyuluyordu.

Nefesim kesildi, gözlerim yaşardı, doğduğum hastanenin olduğu yöne baktım ve karar verdim. Ben ülkemi kayıtsız şartsız, eğrisiyle doğrusuyla seviyorum. Bu yaşamda bana bu ülke düştü, ben de burada filmi iyi sonla bitireceğim, sonunda kahraman gök kuşağının altından geçemeyeceğini anlasa bile arkasında güzel renkler bıraktığını bilerek mutlu bir gülümseme ile son nefesini verir…

Bu gönüllü hizmet değişimi örgütlenmesi için kimler ilgilenir bilmek istiyorum.

Bilgisayarıma gelince, bir Elma-Apple kurduna ihtiyacım var, kim bana yardım edebilir lütfen haber versin.

Son söz: Bakalım daha bu memlekette neler göreceğiz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.