PASKALYA

Bu yıl üç dinin üç güzel geleneği aynı anda kutlanıyor.
Farklı inançlar aynı ay içerisinde kendi güzel günlerini insanlıkla paylaşıyorlar.

Ben ilk okulun bir kısmını İstanbul’un Nişanca semtinde Tevfik Kut ilkokulunda okumuştum. Burası o zamanlar şehirin en kozmopolit bölgelerinden birisi idi. Çocuk dünyamızda farklı dinler farklı güzellikleri yaşadığımız şeylerdi. Hamursuzu da, renkli yumurtaları da, pideleri de aynı keyif ile paylaşırdık.

Günümüzün dünyası çok farklı. Teknolojideki gelişmeler, pandeminin getirdiği yaşam biçimi ve değişen insani değerler bizleri bambaşka bir dünyaya doğru sürüklüyor, tam olarak kimse bu yeni dünyanın dengelerinin ve düzeninin nasıl olacağını tahmin edemiyor, bir yerlere doğru akıp gidiyoruz.

Ukrayna’da süren korkunç savaş bunca felsefe, ahlak ve din geliştiren insanlığın pek de bilinçsel düzeyde gelişemediğinin bir göstergesi. Ağır bir karşılıklı propaganda bombardımanı altında orada gerçekten ne olduğunu, neden savaşıldığını anlamak mümkün değil.

Benim çevremdeki insanlar bu konuda ikiye ayrılmış vaziyette, Rusları haklı bulanlar ve Amerika’nın başı çektiği Avrupa ve NATO topluluklarına hak verenler.

Sanki ezeli rakip futbol takımlarının maçını seyreder gibi dünya bu savaşı duygusuzca seyrediyor. Amerikalı aktörün Oscar töreninde bir komediyeni tokatlaması bu savaştan çok daha fazla ilgi çekiyor.

Geçtiğimiz hafta batan Rus savaş gemisini Ukrayna füzeleri mi batırdı yoksa gemi bir kaza patlaması sonucu mu battı bilmiyoruz. Bu arada her gün şehirler bombalanıyor, alt yapıları yok ediliyor ve insanlar acı çekiyorlar.

Ancak bildiğimiz bir şey var, bu savaşta her iki ülkenin insanları ölüyorlar, daha da önemlisi aslında geliştiğini sandığımız insanlığın ölmüş olduğunu görüyoruz. Bu dünyada var olabilmek için bir birimize karşılıklı olarak bağımlı olduğumuzu unutuyoruz, her kes kendi bakış açısından şüphe etmeden olayları siyah beyaz olarak görüyor. Halbuki bu iki renk arasında gri rengin sonsuz sayıda tonu olduğunu unutuyoruz.

Ukrayna ve Rus halkları gün gelecek baş başa kalacaklar, bugün onları kışkırtan sözde medeni ülkelerin siyaset adamları çekilince ancak birlikte var olabileceklerini anlayacaklar, tıpkı ikinci dünya savaşında bir birlerini yok etmek için çabalayan Avrupa devletleri gibi.

Ben hiç bir şeyin körü körüne taraftarı değilim, kendi ülkemin sorunlarını çözmenin ancak tüm ülkemin insanlarını kucaklayarak mümkün olduğunu biliyorum, ama sadece kendi ülkemin menfaatleri perspektifinden bakarak Türkiye’nin gelişebileceğini düşünmüyorum.

İnsanlık ya hep birlikte var olacak ya da yok olacak, ben birinci seçeneğin gerçekleşmesini istiyorum.

Tekrar din adamlarına sesleniyorum. Sizler kutsal kitapların gösterdiği şekilde yaşamamızı istiyorsunuz. Bu savaş sırasında sizlerden güçlü bir ses duymadık, lütfen harekete geçin, üç büyük dinin kutsal günlerinin birleştiği bu günlerde insanlığa seslenin ve yıkımı durdurmak için çağırı yapın.

Sizce neden üç din Nisan ayında bir araya gelmiş olabilir?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.