BİR KOÇLUK ÖYKÜSÜ 2

Bir koçluk öyküsü

Şirketin patronu onu bana emanet ederken şöyle demişti:
Oğlumun en yakın arkadaşıdır, ona çok özel bir ilgi göstermeni istiyorum.

Genç adam gerçekten yakışıklı ve kibar bir insandı, uzun bir müddet birlikte çalıştık.
Çalışmalarımız iyi gidiyordu ama altıncı hissim bir şeylerin ters gittiğini hep hissettiriyordu. Aramızda kalın bir cam olduğunu hissediyordum.

Bir gün ona döndüm ve “yeter artık, bana gerçek gündemini söyle” dedim.

Bir anda o cam paramparça oldu, yüzündeki gülümseme donup kaldı. Sonra bana çok sevdiği ama onun yanında olmadığı zaman bir trafik kazasında kaybettiği kız arkadaşını anlattı, sesi boğuklaştı.
Nasıl her hafta onun uçağa binip kızın mezarını ziyaret etmeye gittiğini ve pazar akşamı döndüğünü öğrendim. Hayata küsmüştü ve anılarıyla arasına kimseyi sokmamaya karar vermişti.

Uzun bir müddet sonra ben ona bir soru sordum.
Kız arkadaşın şu an aramızda olsaydı sana ne derdi?
Hayata devam etmemi söylerdi.
Peki ne zaman başlıyorsun?
Uzun müddet bir birimizi görmedik, iki yıl sonra bir nikah davetiyesi aldım, evleniyordu, gittim, davetlilerden kimseyi tanımıyordum. Çıkışta onu kutlarken bana bir baktı, sadece o bakış için bile Koç olmama değdiğini düşündüm.

Koç olmak bir buzdağı gibi olmaktır, asıl yarattığımız anlam suyun hep altında kalır, ama değer.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.