BİLİNMEYEN BİR ATATÜRK ÖYKÜSÜ

Bugün 10 kasım, yüce Atatürk’ümüzün aramızdan ayrılışının yıl dönümü.
Bugün herkes onu anıyor, Anıtkabir’i ellerinde Türk bayraklarıyla ziyaret ediyor ve ardından dualar ediyorlar.

Ben de herkes gibi sabah saat 9.05 de Ankara yönüne doğru dönerek onu sevgi ve saygıyla selamladım. Eminim bizlerden gelen onca güzel duygu onun ruhunda yankı bulmuştur.

Ben bugün size farklı bir Atatürk öyküsü anlatacağım.

1980 yılında o zamanlar çalıştığım RAM Dış Ticaret şirketinde işim icabı Kahire’ye gitmiştim. Orada bir İngiliz tarafından kurulmuş olan Anglo Egyptian Motor Company şirketine Türkiye’den Chrysler askeri kamyonet satmak istiyorduk.

Şirketin genel müdürü Bay Mohammad Shabrawi şirketin sahibinin beni görmek istediğini söyledi. Tanıştık, yaşlı bir İngiliz idi. Bana dünyadaki ilk serbest bölgenin Atatürk tarafından İstanbul’da Tophane meydanında kurulduğunu ve Amerika’dan yarı monte edilmiş Ford otomobillerin gemilerle getirildikten sonra orada monte edilerek gümrüklendiğini anlattı. Çok şaşırdım. Bu İngiliz bey genç bir mühendis olarak orada çalıştığını ve bir gün kravat almak için Beyoğlu Tokatlayan Hana gittiğini, kravat seçerken arkasında bir ses duyduğunu ve dükkana Atatürk’ün girdiğini anlattı. Bir çift parlak mavi göz gördüğünü ve donup kaldığını hatırlıyordu. Dükkan sahibi Atatürk gelince onu kenara itmiş, ama Atatürk dükkan sahibine seslenerek şöyle demiş:

Önce benden önceki müşterine hizmet et, ben sıramı beklerim…

İngiliz o şaşkınlıkla bir şeyler aldığını ama hatırlamadığını anlattı, Atatürk’e teşekkür ederek oradan ayrılmış. Konuştuğumuzda onu çok zarif bir insan olarak hatırladığını söyledi.

Beni sarılarak uğurladı, sen de Atatürk’ün oğlusun dedi, bu benim için çok büyük bir onurdu.

Daha sonra Federal Mogul yedek parça şirketinde çalışan arkadaşım Levent Uysal’da oradaki yöneticilerin kendisine dünyadaki ilk serbest bölgenin Atatürk tarafından kurulmuş olduğunu söylemiş, bu da öykünün gerçekliğinin bir doğrulaması oldu.

Ben her zaman Atatürk’ü tam olarak anlayamadığımızı, onun sözlerinin ezoterik olarak değişen çağlar ve şartlarla yeniden yorumlanması gerektiğine inanıyorum.

Atatürk’ün bu öyküsünde bence bugün alınacak çok şey var. Atatürk o montaj hattının olduğu yerde belki de zamanla bir üretim fabrika kurulmasını düşünüyordu. Bugün hepimize doğal gelen bir çok şey o gün hayal bile edilemezdi.

Benim satmaya çalıştığım kamyonete gelince,

Bir tane Sahra Beji renkte Chreysler pikabı 8700 dolara FOB Gemlik satmayı başarmıştım, ürünü de bir Demir Çelik gemisine yükledik ama arkası gelmedi, Türk Otomotiv sanayii o zamanlar buna hazır değildi.

Bence o numuneyi de Atatürk’ün anısına saygı olarak satın aldılar.

Daha sonra satmaktan daha önemli olanın sürdürebilirlik olduğunu öğrendim.

Atatürk bize Kul olmak yerine Birey olmayı öğretti.

Bize bugün düşen ise onu yeniden anlamak ve yorumlamak olmalı.

Atatürk’ü sevgi, saygı ve şükranla anıyoruz.

Ruhu şad olsun.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir