BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ ÜZERİNE 2

Gazetelerde okudum, gurur duydum, bir kere daha Türkiye’nin en yüksek puanlı lise mezunları ağırlıklı olarak bizim üniversitemizi seçmiş. İlk yüz kişiden şu kadar, ilk bin kişiden bu kadar gibi rakamlar telafuz ediliyor.

Ancak bazı konularda görüşlerimi paylaşmak istiyorum.

Yıllar önce çok sevdiğim bir rektörümüzle konuşmuş ve sormuştum:
Hocam sence bu giriş seçme sınavı yapısı itibarıyla bu büyüklükteki öğrenciler arasında sağlıklı bir sıralama yapabilir mi?
Hoca şöyle cevap verdi, tabi ki yapamaz ama diğer üniversiteler bu rakamlarla reklamını yapıyor, biz de yapıyoruz.

Bunun üzerine o devirdeki Makina Mühendisliği bölüm başkanımız Öktem Vardar hocamıza bir araştırma yapmasını rica ettim, öğrencilerin bu sınavdaki makina mühendisliğine giriş sıralaması ile mezun oldukları yıl başarı sıralamalarını araştırdı. Aralarındaki bağlantıyı merak ediyordum, sonuç şu çıktı:

Hiç bir bağlantı yok…..

Zaten matematiksel olarak olması da mümkün değildi. Bu gün de değil, o yüzden ben gençlerin neden Boğaziçi’ni seçtiklerinin sebeplerinin yeniden bir mercek altına alınmasını öneririm.

Boğaziçi bir çok kişinin düşündüğünün aksine öğrencilerin farklılıklarının zenginlik kabul edildiği, insanların birlikte yaşamayı ve çalışmayı öğrendikleri bir yer olduğu için tercih ediliyor. İnsanlar buradaki özgürlük ve hoş görü ortamında kendilerini daha iyi keşfediyorlar ve gelişiyorlar.

Benim görüşüm Boğaziçi Üniversitesinin öğrenci kabulünü kendi beklentilerine göre tasarladığı giriş sınavları ile yapmasının gerektiğidir. Tek bir sınavda iki milyon öğrenciyi yarıştırıp doğru seçim beklemek ancak masallarda mümkündür.

Bence tüm üniversiteler aynı şekilde davranmalıdır. Sosyoloji okumak isteyen öğrenci ile fizik mühendisi olmayı hedefleyen öğrencileri tek bir sınavda nasıl seçebilirsiniz?

Ayrıca Boğaziçi diğer özel üniversiteler gibi paralı olsa acaba tercihler nasıl değişirdi?
Bizim gençlerin hayallerini süsleyen Boğaziçi acaba başka ülkelerin gençlerinin hayallerini ne kadar süslüyor?

Bir başka acı şey de şu: son atanan rektörden sonra üniversitemizin bir çok değerli hocası ve kurum yöneticileri ya kendileri ayrıldı, ya da rektör onları attı.

Yeni giren öğrenciler eski öğrencilerin gördüğü binaları ve bölümleri göreceklerdir ama onlara ruh veren hocalar ya orada olmayacaklar ya da gönülleri kırık insanlar olarak kendilerinden beklenen güzellikleri öğrencilerimize sunamayacaklardır.

Boğaziçi Üniversitesi değişik isimlerle de olsa 1863 yılından beri insanlığı aydınlatıyor, ben er geç bugün yaşadığımız ağır travmanın bir gün gelip geçeceğine inanıyorum. Kurumların ömürleri insan ömürlerinden daha uzundur, ama ben o günü de görmek istiyorum.

Biz Boğaziçililer her zaman okulumuzun yanında olacağız, bu hep böyle oldu.

Bunu kendimiz için de istemiyoruz, benim diplomalarımı artık bana soran yok, biz ülkemiz için istiyoruz, insanlık için istiyoruz. Hepimiz aynı şekilde düşünmesek bile birbirimizden öğreniyoruz.

Yeni Boğaziçili kardeşlerim, aramıza hoş geldiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.