AMERİKA’DAN TÜRKİYEYE BAKIŞ 2, MEMLEKET HALLERİ

Alt Başlık: Ne olacak bu memleketin hali?

Bu yazımı yazılarını çok severek takip ettiğim değerli insan Arif Akgun, MBA’e ithaf ediyorum.

Üç haftadan beri Chicagodayım, bedenim burada ama aklım ve gönlüm memleketimde.

Her sabah uyandığımda 8 saat farkıyla haberleri takip ediyorum.

Kurban fiyatlarının hayal sınırlarını geçmesi, Türkiye’de hayvan bırakılmadığı için yurt dışından kurbanlık getirilmesi, kurban kesmeyi bilmeyen insanların kendini kesmesi, hastanelerin bunlarla dolup taşması, sokakların kan gölüne dönmesi, Arapların kendi ihbar ettiğimiz kaçak hacıları sınır dışına itmesi, Hacda kaybolan insanlarımız….

Yetmediyse devam edelim:

Emekli ve memur maaşlarına zam yapılmayacak, akaryakıta fiyat düzenlemesi adı altında zam, yurt dışına çıkış harcına zam, köprülere zam, Bodrumda su yok insan çok, döviz kafası ezilemiyen bir yılan gibi baş kaldırıyor, doları sabit tutarak yabancı tefeciye kıyak kar, hiç bir ciddi ekonomik önlem alınmadan sıcak paradan medet umulan bir ekonomik ve komik bir model, yönetimin takmadığı halde değiştirmek için bin manevra yaptığı bir anayasa, çaresiz bir maliye bakanı ve bayramdan sonra ekonomik tsunami beklentileri.

Amerika’da da çok sorun var ama…

Anayasalarını tartışmıyorlar, işlerini en iyi şekilde yapmaya çalışıyorlar, bir şekilde herkes hukuğa saygı gösteriyor, çocuklarını çok donanımlı okutuyorlar, dünyanın her tarafından kendilerine gelen göçmenleri kendi ülke değerleri içine adapte ediyorlar.

Kısacası insanlar hala bu ülkede yaşamak istiyorlarsa neden diye bir düşünmek lazım.

Bir Koç olarak ne görüyorum?

Öncelikle Türkiye’nin nasıl bir ülke olmak istediği konusunda toplumsal bir uzlaşma ve ortak Ülkü ve akıl yaratmamız lazım.

Şu an gördüğüm şey şu, Türkiye herkesin bir tarafından tutarak çekiştirdiği bir file benziyor, üstelik kimse de filin bütününü bilmiyor, görmüyor, filin üstündeki tahtaravanda oturanlar bile aşağıda ne olduğunun farkında değiller.

Böyle bir ortamda iş yaşamının nasıl olması gerektiği konusundaki öneriler ve tartışmalar bana anlamlı gelmiyor.

Takım anlayışı ile yönetilmeyen bir devlette şirketleri yöneticilerine takım Koçluğu ve liderlik üzerine bir şeyler kazandırmak çok mümkün değil. Gerçek bir bakanlar kurulu olmayan bir devlette yönetim kurulunda şöyle olmalı, böyle olmalı demek pek anlamsız.

Ben umutsuz değilim, ama değişimi başlatabilmek için öncelikle samimi bir öz eleştiri yapmak gerektiğini düşünüyorum.

Değişim isteği toplumdan gelmek zorunda yoksa onu yönetenler onların talep etmediği bir değişikliği vermeyecekler.

Bu arada kadın voleybol takımımıza eleştiriler başladı, mağlup olduk sesleri yükseliyor, sanki oyuncularımız birer robot, robot olsalar bile yeniden güncellenmeleri gerekmez mi?

Son söz:

Arif kardeş, sence Fenerbahçe seneye şampiyon olur mu?

Ayrıca bu ülkenin şampiyonluktan daha önemli düşünecek şeyleri yok mu?

Kategoriler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir